John’un Hikayesi , İkinci Part: 2008 Mortgage Krizi
- Muhammet Polat

- Sep 22, 2025
- 3 min read
Updated: Sep 25, 2025
Merhaba arkadaşlar,
Umarım görüşmeyeli hepiniz iyisinizdir.Bugün sizlerle John’un hikayesinin 2. bölümüne geçeceğiz ve hep beraber devamını göreceğiz. Bildiğiniz üzere ilk bölümümüzde. (şuradan bulabilirsininiz) Ford’da çalışan arkadaşımızın hayatından birkaç kesiti aktarmış, yaptığı yatırımları ve Dot-Com kriziyle beraber gelen şok dalgasından nasıl etkilendiğini incelemiştik. Gerçi John o kadar da etkilenmemişti çünkü çok fazla stoğu yoktu. Krizden sonra bir süre yatırım yapmamanın daha mantıklı olacağı düşüncesine kapılmıştı; en azından riskli ve geleceği belirsizliklerle çevrili şirketlere ya da hisselere yatırım yapmanın pek akıllıca olmayacağını düşünüyordu.
Ama bu şekilde düşünen sadece John değildi. Birçok kişi aynı görüşle hareket ederek, yeni yatırımlar yapmak yerine paralarını biraz daha biriktirmeye çalışıyordu. Dahası, John Amazon.com hisselerini satmama kararı almıştı; diğer şirketlerdeki hisselerini panikle satmasına rağmen. Ancak öncesinde üç maaşıyla aldığı Amazon hisseleri, artık bir maaşını bile etmiyordu. Bu da John’un kendini fakir hissetmesine yol açıyordu. Dolayısıyla harcamaları, onun gibi milyonlarca kişiyle birlikte, doğal olarak azalmıştı.
Üstüne üstlük kriz devam ederken 9/11 olaylarının yaşanması durumu daha da kötüleştirmişti. John, güvensizlik ve belirsizlik duygusunun içine daha da çekildiğini hissediyordu. Tüm bu olaylar olurken FED politika faizini olabildiğince düşürüyordu ve 2002 yılı sonlarında %1 seviyelerine kadar indirmişti. Ancak yine de kredi çekmenin bu kadar kolay olması bile John’u ve diğer birçok kişi hemen yatırım yapmaya ikna etmeye yetmiyordu.
Günler krizle beraber ilerlerken 2004 yılı gelip çattı. Krizin biraz geride kaldığı hissediliyordu ama insanlar hâlâ risk almada eskisine göre daha temkinliydi. O sıralarda John’un arkadaşlarından bazıları, faizlerin düşüklüğünden dolayı mortgage almanın mantıklı olacağını; geri öderken bankalara daha az para vereceklerini tartışıyordu. Genç arkadaşımızın da bir evi yoktu. Bu yüzden bir an duraksayıp “Acaba ben de alsam nasıl olur?” diye düşünmeye başladı. Ancak 90’ların sonunda yaptığı hatayı tekrarlamak istemediği için yapacağı yatırımın risklerini ve kredi derecelerini iyice araştırmaya karar verdi.
Araştırma yaptığında Moody’s, S&P gibi kredi derecelendirme kuruluşlarının bu tür yatırımlara AAA notu verdiğini gördü. Yani çok güvenli, risk yok denecek kadar azdı. Bu da John’un kafasına yatmıştı. 2–3 yıldır biriktirdiği parasını değerlendirebilirdi çünkü 2003–2004’ten beri ev fiyatları yükseliyordu ve faiz oranı da düşüktü. Eğer evin parasını ödeyemezse, yüksek fiyattan satarak kurtulabileceğini düşündü. Bir miktar nakdi de vardı; onu peşinat olarak kullanabilirdi. Bir gün işten erken çıkıp bankaya uğramayı planladı.
Bankaya gittiğinde gişedeki görevliyle mortgage üzerine konuşmaya başladı. Zaten maaşlı bir işte çalışıyor, kredi notu yüksek ve iyi bir borç geçmişine sahipti. Dolayısıyla kredi çıkması çok muhtemeldi, istediği parayı alabileceğini umuyordu. Ancak bankacı, normalde rahatlıkla karşılayabileceği kredi tutarından çok daha fazlasını teklif edince John şaşırdı. Bir süre düşündükten sonra kredi çekmekten vazgeçti ve bankadan ayrılmak istedi. “Nasıl olur da bu kadar rahatça para verebilirler?” diye düşündü ve mortgage kararını tekrar gözden geçirmeye karar verdi.

Bu süreçte John, birçok bankanın verdikleri kredileri paketleyip başka şirketlere ve yatırımcılara, müşterilerinden aldığı faizden daha düşük bir faizle “mortgage backed securities” (ipoteğe dayalı menkul kıymetler) olarak sattığını öğrendi. Bankalar bu şekilde yatırımcılara kredileri satıp hızlıca nakit ihtiyaçlarını karşılıyordu. Mortgage kredileri sağlam yatırım araçları olarak görüldüğünden, yatırımcılar bu paketleri rahatça satın alıyordu. “En kötü ihtimalle kişi kredisini ödeyemezse evi alırım, zaten fiyatlar yüksek, satıp kâr ederim” diye düşünüyorlardı.
Tam bu sırada bankalar likidite ihtiyaçlarını karşılamak ve bu döngüyü sürdürmek için mortgage alabilecek daha fazla insana ulaşmaya çalışıyordu. Bu amaçla, ödeme gücü yetersiz insanlara bile “subprime mortgage” (yüksek riskli mortgage kredisi) vermeye başladılar. Sonunda subprime mortgage sahipleri kredilerini ödeyememeye başladı. Yatırımcılar da onların evlerine el koyup satışa çıkardı. Ancak piyasaya çok fazla ev sürülmesi ve alıcı sayısının azlığı ev fiyatlarının hızla düşmesine yol açtı.
Böylece, iki ay önce 500 bin dolara aldıkları evin 200 bin dolar olduğunu gören bazı kesimler, kredilerini ödemeyi bırakmaya başladı. Durum daha da vahimleşti. Bankaların elinde çok sayıda ev kaldı ve evleri ucuza satmak zorunda kaldıkları için büyük zarar ettiler. Bunun yanında, mortgage backed securities satan Lehman Brothers gibi şirketler, likidite ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve tahvillerinin değerlerini kaybettiği için tamamen battı. (ABD tarihinin en büyük iflaslarından biridir.)

Tüm bu olaylar ve kriz baş gösterirken John, darbe almadan çıkmaya çalıştı. Hatta ev fiyatları düştüğünde birikimiyle, krediye ihtiyaç duymadan evini alabildi ve krizden kârlı çıktı. :)
Bildiğiniz üzere 2008 krizi, 2000’lerin en büyük olaylarından biri olarak değerlendiriliyor. Aslında 90’ların sonu ve 2000’lerin başında yaşanan dot-com krizinin halkı güvensizliğe itmesi, 11 Eylül olaylarıyla birlikte bu güvensizliğin alevlenmesi ve ABD’yi resesyona sürüklemesi; FED’in faizleri olabildiğince düşürmesine yol açtı. İnsanlar güvenli yatırımlara yönelmek isterken, gayrimenkul yatırımları oldukça mantıklı görünüyordu. Ancak bankaların bu doğrultuda sorumsuzca hareket etmesi ve regülasyonların yetersiz kalması zincirleme bir krize neden oldu.
Umarım açıklayıcı olmuştur. Geleceğin neler getireceğini göreceğiz; kesinlikle yeni krizler yaşanacak, fakat hangi türde olacaklarını ya da hangi ölçüde etki edeceklerini henüz bilmiyoruz.
Bir dahaki sefere görüşmek üzere!

